17 Aralık 2010 Cuma
Uyku kokusu
Her insanın kendine has bir kokusu var. Ama günlük hayattaki kokusundan bahsetmiyorum. Terdir, ağızdır, osuruktur bunlar çok ayırdedilebilen kokular değillerdir, ne yediğinize göre değişebilirler. Uyku kokusundan bahsediyorum ben. Uyku kokusu sabittir. Uyku kokusu bambaşkadır. Hani sabah kalkınca birinin uyuduğu bi odaya gidersin kapıyı açarsın ve bütün gece odaya stoklanmış koku burnuna gelir, işte o. Kimsenin uyku kokusu bir başkasınınkine benzemez.
Ev arkadaşlarımın kokuları özellikle garip. Cihan'ın uyku kokusu soğuk lahmacun kokusunun biraz daha ekşi, toz kokusuyla karışmış halini andırıyor. Ozan'ın odasındaki uyku kokusuysa bodrum katında su saatlerinin olduğu bölmeninki gibi, nemli ve hafif küf kokusu var. Tek farkı bodrum gibi soğuk değil, 25 santigrat derece. Yani insana böyle loş bi yerde geziyormuş hissi veriyor ama öyle tiksindirmiyor.
Hasan'ın odasındaki kokuysa tam bir Burger King ürünü. Onunki daha çok Big King'teki cheddar peyniri ve sıcak köftenin etkileşimiyle ortaya çıkan bi koku. Ama çok az daha soğuk hali. Bu sıcaklık soğukluk bilgilerini vermemin sebebi kokunun yayılma hızı ve algılanma derecesini doğrudan etkiliyor olması.
İşin garibi, tarifi ne kadar iğrenç olursa olsun uyku kokusu rahatsız edici değildir (uykusunda osuranları tenzih ediyorum). Merak ettiğim bir başka nokta ise ailemin uyku kokusunu neden almıyorum? Ya da düşündüğümde aklıma gelmiyor şu an, ev arkadaşlarımınkiler gibi tarif edemiyorum? Çünkü bilmiyorum. Bilmek dışa dönük bir olgudur. (Kendinizden başlayarak) Size çok yakın olanı da size çok yabancı olanı da bilemezsiniz. Bilmek menzille alakalıdır. Buradan yola çıkarak uyku kokusu ile alakalı ufak bi teoriciğim var. Doğduğumdan beri aynı evde yaşadığım insanların kokusuna fazlaca aşina olan burun mantıklı bir açıklama olabilir bence. Kokuyu özümsemek yani, artık farkına varamamak.
Bu kokuları farketmeye başladıktan sonra kendi kokumu merak etmeye başladım. Haliyle kendim alamadığım için. Ev arkadaşımı uyandırıp ""günaydın hacı naber sen uyuyunca soğuk lahmacun kokuyorsun falan acaba ben ne kokuyorum hiç dikkat ettin mi?"" diye sormak da istemedim. O yüzden dün hazır konu da açılmışken sevgilime sordum. Cevap vermesini beklerken aklıma nedense karnıbahar ve mantar geldi. Karnıbahardan tiksiniyordum, mantara bayılıyordum. Bu iki koku benim yemek zevki skalamda 2 uç noktadaydı. İçimden "ulan karnıbahar falan demesin şimdi, allahım mantar desin lütfen mantar desin, karnıbahar demesin" filan diye geçirirken "kokmuyor" dedi. "Ben bi koku almıyorum."
Mutlu oldum. Karnıbahar kokmadığım için değil, kokumu alamadığı için. Zaten bu cevabı almışım, artık ne koktuğunun önemi var mı lan! Merak etmiyorum. Sadece uyku kokusu diye bir şey var, uyku kokunuzu bilen biri 20 sene sonra uyuduğunuz odaya gözleri bağlı girse burada sizin uyuduğunuzu hemen anlayabilir; bir de sizi yeterince seven insan uyku kokunuzu farkedemeyen insandır bunu bilin.
Class dismissed.
yeni facebook görünümüne geçmek ister misin?
Demin feysbuka girdim. Gene dizayn değiştirmişler. Yeni feysbuka geçmek ister misin diyor. Hayır istemem. İstemiyorum. Feysbuk bunu her sene yapıyor neredeyse. Hiç istemiyorum. Önceleri politika olarak geçmek ister misin diye soruyorlar. Ama eminim ki en geç 2 ay sonra mecburen herkes geçecek. Daha önce de böyle yaptılar. Mecbur kalmadıkça değişmek istemiyorum. Başkası beni ölümüne zorlayıp alternatif bırakmadığında değişmek bana daha kolay geliyor. Yeniye hiç hevesim yok.Ben değişimi hakkatten sevmiyorum. Soyut anlamda olduğum yerde olduğum gibi ölene kadar kalmak istiyorum. Ben eskiden beri süregelenle çok mutluyum. Bak eskiyle değil, şimdikiyle değil. Eskiden beri süregelenle diyorum. Present perfect tense. İngilizce'de bi tense ol deseler present perfect tense olurum. Ne anlatmaya çalıştığıma, ne olduğuma, ne işe yaradığıma, nerde başlayıp nerde bittiğime, past tense'ten ya da present perfect continuous tense'ten nerde ayrıldığıma anlam vermekte güçlük çekersiniz.Hatta anadilimizin farklı olduğu insan için sikimsonik biriyimdir. En sikko tense. Bunu ben başkayım beni herkes anlayamaz havalarına girmek için değil, doğduğumdan beri böyle olduğu için söylüyorum.Hayatımın hiçbir devrinde radikal değişiklikler yapmadım. Bakkala giderken yürüdüğüm patikada bile her defasında aynı tümseğe bastım, hiç o büyük gömülü taşa basmadım.Normalde 3 ayda bir değiştirilmesi gereken diş fırçasını 1 kez istisna durum hariç (aynı fırçadan 2 tane birden almıştım, rengi dokusu kokusu tamamen ayrı olunca nispeten daha kolay oldu alışma dönemi) hiç 3 ayda bir değiştiremedim. Her fırçamı neredeyse 6-7 ay kullandım. Ondan sonra zaten seks kölesi vaziyetine büründüler, annem aldı attı benden habersiz. Bu senin yeni fırçan dedi, diğerinin yerine koydu.
Her fırçayı annem 6-7 ay sonra farkedip de atana kadar kullandım. Çünkü 3 ay gibi uzun bir dönem mavi şeritli ortasında mavi kıllardan desen bulunan bir diş fırçası kullanan bir adamın 3 ayın sonunda sırf sikko temizlik tedbiri olsun diye o fırçadan kurtulup yerine kırmızı ya da yeşil şeritleri olan, kıllarının ortası kırmızı/yeşil desenli bi fırçaya geçmesi hiç de kolay değildir bence. En azından benim için.Bilgisayarımda masaüstü simgelerim her formattan sonra aynı sırada olur. Bundan 10 sene önce de outlook'u soldan 2. sütunun en altına koyuyordum, hala öyle koyuyorum ve yerleri hiç değişmiyor. Lazım olur diye indirip kurduğum programlarımı masaüstünde yer işgal etmemesi için topladığım klasörün adı hala "ıvır zıvır".Tırnaklarımı kesmeye hep işaret parmağımdan başlayıp başparmak-orta-yüzük-serçe diye devam ettim, ömrümde yaşadığım tüm tırnak kesme deneyimleri aynıydı.Sevgilimle yürürken kesinlikle solumda yürümesine izin vermiyorum, sağımda yürümeyecekse onu kırmayacak şekilde el ele kol kola yürümemeye özen gösteriyorum.Kot pantolon almak için gittiğim mağazada kotlar raflardaysa ya da tezgahtara istediğin kotu tarif etmek gereken bir ortamsa kesinlikle kot bakmadan oradan kaçıyorum. Tezgahtarlarla konuşmak hala en büyük stres kaynaklarımın başında geliyor. Kotlar askılarda olmalı, ben askıda bakmalıyım kota, kimse ilişmemeli. Bugüne kadar 10 kez kot almışımdır ama her gidişimde sanki ilk kezmiş gibi bedenimi bilmiyorum. Hep giy çıkar yoluyla buluyorum, tekrar keşfediyorum.Sanırım corcik mi corcuk mu ne denilen şu fiyonklu ayakkabı çeşitinden nefret ediyorum. Yere düşmüş bayan saçından iğreniyorum dokunamıyorum. Aynı şekilde boncuklara da alerjim var dokunamıyorum. Nazar boncuğu bana nazar ettirmekten başka hiçbir işe yaramıyor, baktığımda saf nefret hissediyorum. Tiksinç bi obje. Takıdan nefret ediyorum. Kız da erkek de sadece saat takmalı. Yakışmıyor.Hemen hemen 6 senedir 74-75 kilo ve 181 boyundayım.Çorap giymeden uyuyamıyorum, çorapsız kendimi suyun içinde gibi hissediyorum yataktayken. Kesinlikle o yün olayı olmalı. Ama normal çorap değil, bilek çoraplar olmalı. Uzun çoraplarla da uyuyamam.İlkokul 2. sınıftan beri 0,7 uç kullanıyorum.Yemek esnasında lokmamı ağzıma alıp çiğnerken elimde boşta kalan çatal ya da kaşık artık ne varsa o an onu farkında olmadan aşağı yukarı hafif hafif sallıyorum, her lokmada hem de. Sevgilimden devamlı uyarı alıyorum ama değiştiremiyorum.Mayonezle ya da hindistan ceviziyle zerre kadar teması olmuş herhangi bir yiyeceğin üzerine tükürmeye bile tenezzül etmiyorum. Uğraşıyorlar ama sevemiyorum.Kullandığım 92 model arabanın fabrika çıkış özelliğidir ki: debriyaja sonuna kadar basılmadığı takdirde marş basmıyor, yani debriyajda basıldığında çalışan bir muşur var ve bu marş devresini tamamlıyor. Kısacası arabayı çalıştırmak için debriyaja basmak zorundayım. Ama her defasında çalıştırmadan önce vitesi boşa alıyorum. Aslında debriyaja hep bastığım için viteste de çalıştırabilirim ama hep boşa alıyorum.Aynı anda hem çişim gelmiş hem susamışsam önce su içip sonra çişimi yapıyorum. Evet biyolojik olarak çok anlamsız ama öyle geliyor. Ben düz mantık bir insanım.Yılda ortalama 80 kez Burger King'e gidiyorum. Ya Fish Royale ya da Big King yiyorum (Big King 70 falandır). Bi kez Steakhouse yedim onu da arkadaşım ısmarladı diye, hiç başka menü yemedim.Mınakoyyim feysbuk. Gece gece. Yeni görünümünü istemiyorum. Siktir ol git.
Her fırçayı annem 6-7 ay sonra farkedip de atana kadar kullandım. Çünkü 3 ay gibi uzun bir dönem mavi şeritli ortasında mavi kıllardan desen bulunan bir diş fırçası kullanan bir adamın 3 ayın sonunda sırf sikko temizlik tedbiri olsun diye o fırçadan kurtulup yerine kırmızı ya da yeşil şeritleri olan, kıllarının ortası kırmızı/yeşil desenli bi fırçaya geçmesi hiç de kolay değildir bence. En azından benim için.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)