17 Aralık 2010 Cuma
Uyku kokusu
Her insanın kendine has bir kokusu var. Ama günlük hayattaki kokusundan bahsetmiyorum. Terdir, ağızdır, osuruktur bunlar çok ayırdedilebilen kokular değillerdir, ne yediğinize göre değişebilirler. Uyku kokusundan bahsediyorum ben. Uyku kokusu sabittir. Uyku kokusu bambaşkadır. Hani sabah kalkınca birinin uyuduğu bi odaya gidersin kapıyı açarsın ve bütün gece odaya stoklanmış koku burnuna gelir, işte o. Kimsenin uyku kokusu bir başkasınınkine benzemez.
Ev arkadaşlarımın kokuları özellikle garip. Cihan'ın uyku kokusu soğuk lahmacun kokusunun biraz daha ekşi, toz kokusuyla karışmış halini andırıyor. Ozan'ın odasındaki uyku kokusuysa bodrum katında su saatlerinin olduğu bölmeninki gibi, nemli ve hafif küf kokusu var. Tek farkı bodrum gibi soğuk değil, 25 santigrat derece. Yani insana böyle loş bi yerde geziyormuş hissi veriyor ama öyle tiksindirmiyor.
Hasan'ın odasındaki kokuysa tam bir Burger King ürünü. Onunki daha çok Big King'teki cheddar peyniri ve sıcak köftenin etkileşimiyle ortaya çıkan bi koku. Ama çok az daha soğuk hali. Bu sıcaklık soğukluk bilgilerini vermemin sebebi kokunun yayılma hızı ve algılanma derecesini doğrudan etkiliyor olması.
İşin garibi, tarifi ne kadar iğrenç olursa olsun uyku kokusu rahatsız edici değildir (uykusunda osuranları tenzih ediyorum). Merak ettiğim bir başka nokta ise ailemin uyku kokusunu neden almıyorum? Ya da düşündüğümde aklıma gelmiyor şu an, ev arkadaşlarımınkiler gibi tarif edemiyorum? Çünkü bilmiyorum. Bilmek dışa dönük bir olgudur. (Kendinizden başlayarak) Size çok yakın olanı da size çok yabancı olanı da bilemezsiniz. Bilmek menzille alakalıdır. Buradan yola çıkarak uyku kokusu ile alakalı ufak bi teoriciğim var. Doğduğumdan beri aynı evde yaşadığım insanların kokusuna fazlaca aşina olan burun mantıklı bir açıklama olabilir bence. Kokuyu özümsemek yani, artık farkına varamamak.
Bu kokuları farketmeye başladıktan sonra kendi kokumu merak etmeye başladım. Haliyle kendim alamadığım için. Ev arkadaşımı uyandırıp ""günaydın hacı naber sen uyuyunca soğuk lahmacun kokuyorsun falan acaba ben ne kokuyorum hiç dikkat ettin mi?"" diye sormak da istemedim. O yüzden dün hazır konu da açılmışken sevgilime sordum. Cevap vermesini beklerken aklıma nedense karnıbahar ve mantar geldi. Karnıbahardan tiksiniyordum, mantara bayılıyordum. Bu iki koku benim yemek zevki skalamda 2 uç noktadaydı. İçimden "ulan karnıbahar falan demesin şimdi, allahım mantar desin lütfen mantar desin, karnıbahar demesin" filan diye geçirirken "kokmuyor" dedi. "Ben bi koku almıyorum."
Mutlu oldum. Karnıbahar kokmadığım için değil, kokumu alamadığı için. Zaten bu cevabı almışım, artık ne koktuğunun önemi var mı lan! Merak etmiyorum. Sadece uyku kokusu diye bir şey var, uyku kokunuzu bilen biri 20 sene sonra uyuduğunuz odaya gözleri bağlı girse burada sizin uyuduğunuzu hemen anlayabilir; bir de sizi yeterince seven insan uyku kokunuzu farkedemeyen insandır bunu bilin.
Class dismissed.
yeni facebook görünümüne geçmek ister misin?
Demin feysbuka girdim. Gene dizayn değiştirmişler. Yeni feysbuka geçmek ister misin diyor. Hayır istemem. İstemiyorum. Feysbuk bunu her sene yapıyor neredeyse. Hiç istemiyorum. Önceleri politika olarak geçmek ister misin diye soruyorlar. Ama eminim ki en geç 2 ay sonra mecburen herkes geçecek. Daha önce de böyle yaptılar. Mecbur kalmadıkça değişmek istemiyorum. Başkası beni ölümüne zorlayıp alternatif bırakmadığında değişmek bana daha kolay geliyor. Yeniye hiç hevesim yok.Ben değişimi hakkatten sevmiyorum. Soyut anlamda olduğum yerde olduğum gibi ölene kadar kalmak istiyorum. Ben eskiden beri süregelenle çok mutluyum. Bak eskiyle değil, şimdikiyle değil. Eskiden beri süregelenle diyorum. Present perfect tense. İngilizce'de bi tense ol deseler present perfect tense olurum. Ne anlatmaya çalıştığıma, ne olduğuma, ne işe yaradığıma, nerde başlayıp nerde bittiğime, past tense'ten ya da present perfect continuous tense'ten nerde ayrıldığıma anlam vermekte güçlük çekersiniz.Hatta anadilimizin farklı olduğu insan için sikimsonik biriyimdir. En sikko tense. Bunu ben başkayım beni herkes anlayamaz havalarına girmek için değil, doğduğumdan beri böyle olduğu için söylüyorum.Hayatımın hiçbir devrinde radikal değişiklikler yapmadım. Bakkala giderken yürüdüğüm patikada bile her defasında aynı tümseğe bastım, hiç o büyük gömülü taşa basmadım.Normalde 3 ayda bir değiştirilmesi gereken diş fırçasını 1 kez istisna durum hariç (aynı fırçadan 2 tane birden almıştım, rengi dokusu kokusu tamamen ayrı olunca nispeten daha kolay oldu alışma dönemi) hiç 3 ayda bir değiştiremedim. Her fırçamı neredeyse 6-7 ay kullandım. Ondan sonra zaten seks kölesi vaziyetine büründüler, annem aldı attı benden habersiz. Bu senin yeni fırçan dedi, diğerinin yerine koydu.
Her fırçayı annem 6-7 ay sonra farkedip de atana kadar kullandım. Çünkü 3 ay gibi uzun bir dönem mavi şeritli ortasında mavi kıllardan desen bulunan bir diş fırçası kullanan bir adamın 3 ayın sonunda sırf sikko temizlik tedbiri olsun diye o fırçadan kurtulup yerine kırmızı ya da yeşil şeritleri olan, kıllarının ortası kırmızı/yeşil desenli bi fırçaya geçmesi hiç de kolay değildir bence. En azından benim için.Bilgisayarımda masaüstü simgelerim her formattan sonra aynı sırada olur. Bundan 10 sene önce de outlook'u soldan 2. sütunun en altına koyuyordum, hala öyle koyuyorum ve yerleri hiç değişmiyor. Lazım olur diye indirip kurduğum programlarımı masaüstünde yer işgal etmemesi için topladığım klasörün adı hala "ıvır zıvır".Tırnaklarımı kesmeye hep işaret parmağımdan başlayıp başparmak-orta-yüzük-serçe diye devam ettim, ömrümde yaşadığım tüm tırnak kesme deneyimleri aynıydı.Sevgilimle yürürken kesinlikle solumda yürümesine izin vermiyorum, sağımda yürümeyecekse onu kırmayacak şekilde el ele kol kola yürümemeye özen gösteriyorum.Kot pantolon almak için gittiğim mağazada kotlar raflardaysa ya da tezgahtara istediğin kotu tarif etmek gereken bir ortamsa kesinlikle kot bakmadan oradan kaçıyorum. Tezgahtarlarla konuşmak hala en büyük stres kaynaklarımın başında geliyor. Kotlar askılarda olmalı, ben askıda bakmalıyım kota, kimse ilişmemeli. Bugüne kadar 10 kez kot almışımdır ama her gidişimde sanki ilk kezmiş gibi bedenimi bilmiyorum. Hep giy çıkar yoluyla buluyorum, tekrar keşfediyorum.Sanırım corcik mi corcuk mu ne denilen şu fiyonklu ayakkabı çeşitinden nefret ediyorum. Yere düşmüş bayan saçından iğreniyorum dokunamıyorum. Aynı şekilde boncuklara da alerjim var dokunamıyorum. Nazar boncuğu bana nazar ettirmekten başka hiçbir işe yaramıyor, baktığımda saf nefret hissediyorum. Tiksinç bi obje. Takıdan nefret ediyorum. Kız da erkek de sadece saat takmalı. Yakışmıyor.Hemen hemen 6 senedir 74-75 kilo ve 181 boyundayım.Çorap giymeden uyuyamıyorum, çorapsız kendimi suyun içinde gibi hissediyorum yataktayken. Kesinlikle o yün olayı olmalı. Ama normal çorap değil, bilek çoraplar olmalı. Uzun çoraplarla da uyuyamam.İlkokul 2. sınıftan beri 0,7 uç kullanıyorum.Yemek esnasında lokmamı ağzıma alıp çiğnerken elimde boşta kalan çatal ya da kaşık artık ne varsa o an onu farkında olmadan aşağı yukarı hafif hafif sallıyorum, her lokmada hem de. Sevgilimden devamlı uyarı alıyorum ama değiştiremiyorum.Mayonezle ya da hindistan ceviziyle zerre kadar teması olmuş herhangi bir yiyeceğin üzerine tükürmeye bile tenezzül etmiyorum. Uğraşıyorlar ama sevemiyorum.Kullandığım 92 model arabanın fabrika çıkış özelliğidir ki: debriyaja sonuna kadar basılmadığı takdirde marş basmıyor, yani debriyajda basıldığında çalışan bir muşur var ve bu marş devresini tamamlıyor. Kısacası arabayı çalıştırmak için debriyaja basmak zorundayım. Ama her defasında çalıştırmadan önce vitesi boşa alıyorum. Aslında debriyaja hep bastığım için viteste de çalıştırabilirim ama hep boşa alıyorum.Aynı anda hem çişim gelmiş hem susamışsam önce su içip sonra çişimi yapıyorum. Evet biyolojik olarak çok anlamsız ama öyle geliyor. Ben düz mantık bir insanım.Yılda ortalama 80 kez Burger King'e gidiyorum. Ya Fish Royale ya da Big King yiyorum (Big King 70 falandır). Bi kez Steakhouse yedim onu da arkadaşım ısmarladı diye, hiç başka menü yemedim.Mınakoyyim feysbuk. Gece gece. Yeni görünümünü istemiyorum. Siktir ol git.
Her fırçayı annem 6-7 ay sonra farkedip de atana kadar kullandım. Çünkü 3 ay gibi uzun bir dönem mavi şeritli ortasında mavi kıllardan desen bulunan bir diş fırçası kullanan bir adamın 3 ayın sonunda sırf sikko temizlik tedbiri olsun diye o fırçadan kurtulup yerine kırmızı ya da yeşil şeritleri olan, kıllarının ortası kırmızı/yeşil desenli bi fırçaya geçmesi hiç de kolay değildir bence. En azından benim için.
3 Kasım 2010 Çarşamba
20 Ekim 2010 Çarşamba
nasıl pileyboy oldum mu desem mirc'le tanışmam mı desem başlığa bilemedim
Samancıklarım, olmayan takipçiklerim, toppiklerim! Bugün hazır aklıma gelmişken mIRC dediğimiz (kimisi mırç da diyor) internet relay chat yani internet aktarmalı sohbet olayıyla ilk tanışıklığımı aktarayım size.Günlerden bir gün, ben 12.5 felandım ben 1 2 ve yeni bilgisayar almış idim. Almak ki ne almak ama... Annem bilgisayar alacağının sözünü verdiği günden beri bir defter tutuyorum ve bu deftere duyduğum gördüğüm bütün internet adreslerini yazıyorum. O derece mala bağladım heyecandan. Hatırlıyorum listemde:www.sana.com.tr (margarin olan)www.showtv.netwww.kanald.comwww.arcelik.com.tr...
falan böyle bir dolu boktan site adresi uzuyor gidiyordu sayfalarca. Hakkaten mal bi durum yani. Bilmiyoruz tabi o zamanlar arama motoru neyim olduğunu, arayınca çat diye çıkıcağını, adrese gerek olmadığını vs. O yüzden diyeceğim odur ki sizin google'ınız var kendinizi şanslı hissetmelisiniz 1 gençler!Neyse uzatmayayım piiisii geldi kurdular masaüstüne, NFS'nin porscheli bi oyunu vardı onu da yüklediler gittiler. Ben 1 hafta kadar o oyunu oynadım gözümü kırpmadan, sonra arkadaşlardan internete bağlanmayı öğrendim acımadım bastım 146'dan bağlandım girdim. Defterdeki bütün adreslere teker teker girdim, margarin türlerini falan inceledim. Tursil matiğe falan bile bakıyorum o derece açım ve görmemişim internet denen olayı. Bilgisayarla ilk tanışıklığım 95 yılında annemin işyerinde oyunlar oynayarak olmuş ama internet denen olay bambaşka geliyor tabi onu bilmemişim 99'a kadar.Listeyi teker teker gezip salam sucuk sosis bilimum şarküteri ürünlerine de baktıktan sonra www.mirc.com'a geldi sıra. Girdim baktım bi halt yok lan sitede! Ne bok yemeye yapmışlar bunu numarası ne acaba falan derken indirdim kurdum falan. Bi nick yazdım kendime ki şu an hatırlamıyorum ne olduğunu, muhtemelen leylek falan yazmışımdır boyuma gönderme olsun deyi (o dönem yaşıtlarımdan uzundum, şimdi 180 kaldık ortalama çük gibi).Dalnet malnet derken bi odaya attım kendimi. Ulan ne güzel diyorum büssürü yabancı var. Herkese hello yazıyorum falan. Adamların yarısı ziklemiyor yarısı da asl? yazıyor. Ulan sorucam soramıyorum yeni olduğumu anlamasınlar, çocuk bu barzo lan demesinler diye. Neyse 10 kişi falan bu şekilde asl deyince gına geldi sorayım dedim nedir bu asl olayı diye. What is asl? dedim kadının birine (nicki angelina falandı). Cevap geldi:Beni bi heyecan bastı mı lan! Bi alevler aldım mı! Ulan dedim internet gözünün yağını yiyeyim senin dakka bir gol bir. Sözlüğü açtım location'a baktım yer demek, sex'i zaten biliyoruz seks demek. Kadın bildiğin açık açık teklif ediyor, yaşın yerin de uygunsa et ete değsin mi yiğidim diyor! Eee age'e de 18'i çaktık mı tamamdır baboli yaa dedim al sana skor kaçar mı! Hemen bekletmiyim diye hızlı hızlı (olabildiğince) yazdım cevabını.- ...
Kadın cevap yazmadı. Dakka bir gol bir seks kölesi olma fırsatım suya düşmüştü ama neden bilmiyordum. Ağırdan mı satmalıydım kendimi, hemen evet demese miydim? Keder çöktü yüreğime. Yaktım sigarayı, dumanımı üfledim duvarlara. İçimden Turgut Uyar'ın dizeleri geçiyor:
Öyle işte. Sex'in cinsiyet anlamı olduğunu da öğrendikten sonra, yıllar sonra çözdüm olayı. İlk bu yaşadığım hüsran geldi aklıma. Playboy olayım derken playdough olmuştum. O gün kendi kendime yemin ettim. Ben pileyboy olucam, bu ingilizcenin de mınakoycam diye. İşte bu hale böyle geldim bebişlerim.SON
Yazarın notu: Playboyum deyip 22 yaşında seks hayatı olmadığını etikete açıklama olarak ekleyen yazar, bu blogu içine düştüğü çelişkili durumun farkında olarak yazmıştır.
Yazarın notu: Playboyum deyip 22 yaşında seks hayatı olmadığını etikete açıklama olarak ekleyen yazar, bu blogu içine düştüğü çelişkili durumun farkında olarak yazmıştır.
Etiketler:
146,
angelina,
asl,
google,
hi,
internet relay chat,
malikane,
mirc,
need for speed,
olm 12.5 falandım ben,
porsche,
sana,
sex,
tanıdık bildik temizlik,
turgut uyar,
tursil matik,
yazar
17 Ekim 2010 Pazar
neden marjinalim rabbim neden? neden ben?
Çok canım sıkılıyor lan! Öyle böyle değil; adeta bir sik, daşşağından günışığına uzanan bir yarrak gibi 15 saattir şu ekrana bakıyorum hiçbir şey yapmadan. Zaten blog mlog da yazamıyorum şu sıralar ayrı bir sıkıntı daha. Sıçıyorum bakalım hayır olsun:Bazen diyorum ki bu sıkıntılar, bu buhranlar, bu onulmazlıklar falan çocuklukta yaşadığım sendromlardan mı? Hani ne biliyim anne şefkatinden uzak, travmalarla dolu geçen çocukluğum... Böyle ebeveynlerim sevgisiz büyüttü, hiçbir zaman istediğim kadar çikolata yiyemedim falan. Paşa dedemin oyun oynarken diğer fakir çocuklardan bit kapmayayım diye konağın dışına çıkmama izin vermeyişi, akabinde halayıklarımızın paşa dedemden gizli gizli beni dışarı çıkartıp diğer normal çocuklar gibi fakir fakir oynamam. O paçama ilk çamur bulaştığı an....Çocukluğuma dair hatırladığım en önemli travmalardan biri de babamın maddi sıkıntılarını atlatmak, borçlarını ödeyebilmek için Yorkshire'daki 138 banyolu malikanemizden İstanbul Boğazı'nda denize nazır yalnızca 5 banyolu konağa taşınmamız. Yeni evimizdeki müzik odama bir piyano ile bir bateriyi ancak sığdırışım, 18 ayar altından musluklarımızın tüm ellerime allerjik etkisi (doktorum kesinlikle 24 ayardan aşağısına dokunmamam konusunda uyarmıştı)... The Great Gatsby ile komşu iken, Sezen Aksu, Ajda Pekkan falan gibi isimlerle, 2. sınıf sonradan zengin türkücülerle komşu oluvermiştik birden. Dün gibidir o güz günü eşyalarımızı kutulara koyup anılarımızı koca malikanenin beyaz duvarları arasında kaybolmaya terkedişimiz, tıpkı bir eylül günü uçuşan umarsız çınar yaprakları gibi - sheakspeare'in dediği gibi ...İz bırakmış galiba bunlar bende, deriin yaralar açmış bu Kocaeli'nin en önde gelen playboylarından biri olan benliğimde, o süpersonik karakterimde. Ya da problem çocukluğumda değil mi yoksa.... Yoksa şu an bi multiple personality disorder mı geçiriyorum? Hep olmak istediğim ama bir türlü olamadığım sıradan insan olma çabalarım, akabinde başarısızlıklarım. Sırf sizin aranıza inmek, bir Bülent Ersoy gibi bir pedro jr gibi megolomania ve itici bir sui/self-mania karışımı elitçik olmamak adına, halkın arasına karışmak adına endüstri mühendisi olmayı seçti bu bünye. Fransa'ya falan kral olmak varken hem de! Ama gel gör ki, kumaşımdan mıdır nedir yine sıyrıldım bir şekilde aranızdan. Farklı olmak mutsuz olmak demekmiş. Yüce İsa! "Tamam belki bir İsa değil ama gerçek bir centilmen gibi konuşuyor" dediğinizi duyar gibiyim uzaklardan...P.S: I love you bebişlerim. Riyılliiy.
Etiketler:
ağda pekkan,
azaad kızıııım,
boğaz,
dayı siker,
ezel,
istanbul,
konak,
malikane,
marjinal,
sezen aksu,
şebnem,
the great gatsby,
travma
ödüm bokuma karıştı
Tutankamonlarım, canlarımın içi! Bilseniz şu son yarım saatte neler yaşadım, ah bir bilseniz! Yemin ediyorum kıçımdan akan terin haddi hesabı yok. Oturduğum yerde iz bıraktım, o derece... Çöm hele karşıma anlatayım:Geçen ay Smile ADSL 4gb kotalı internet bağlatmış bizimkiler İstanbul'daki eve (ben Kocaeli'de yaşıyorum normalde, yazları geliyorum İstanbul'a). Herneyse efendim, ilk 3 ay bedava falan dedi kardeşim bana. Ben de Allah ne verdiyse dayandım torrente sömürüyorum. Temmuz ayına ait fatura geldi, çatank "42 LİRA"! Noluyo mınakoyyim demeye kalmadan bir baktım o 42 lira kota aşım ücretiymiş, 5 GB kotayı aşmışız. Meğerse sadece aylık sabit 4 GB kullanım ücreti beleşmiş.Sonra benim aklımda ağzına sıçtığımın ampulunün biri bir yandı. Dur lan dedim kontrol edeyim ağustos kullanımım ne kadar diye, baktım netten. NIIIIRININIIIIIIIIIIIIIIIIIIIIIIIIM60 GB DownloadAnanıskiii dedim. Müşteri hizmetlerini aradım nası faturalandırdığına dair bilgi alayım GB başı kota aşım ücreti nedir ne değildir diye. RECEP diye bir mal çıkmaz mı karşıma! Derdimi anlattım, "60 GB kullanımım var fazladan" dedim. "Ne kadar gb başı?"NIRININIIIIIIIIIIIIIIIM9TLDaşşağımdan aşşağı kaynar sular döküldü Recebim ne diyosun sen yaa ANANI AVRADINI SKİİİ 540 LİRA FATURA MI GELECEK LAN?-Evet efendim.-Recep halledemez miyiz bunu aramızda olum babam ağzıma gani gani sıçar valla. Sınırsıza falan çevirsek?- Ertesi ay 540+sınırsız ücreti ödersiniz efendim.- Efendini sikeyim göööt!
dedim içimden.- Teşekkür ederim
Babamın kıçıma sokacağı yağlı kazıkları meşeden mi gürgenden mi yapacağını düşünerek oturma odasından mutfağa doğru koridorda ilerledim. Koridor bitmek bilmiyordu. Hayatımın en uzun koridoruydu....- Anne kotayı aşmışız 540 lira fatura gelcek.- Heh! Gelmişken şu kavanozu yukarıya koysana boyum ermiyor.- Anne 540 lira fatura gelcek internete.- Neeeeeeeeeeeeeeeeeeeeeeeeeeeeeeee??!?!?!- Vallaha da billaha da 3 ay ücretsiz sanıyodum. 60 GB kotayı aşmışım.- Ne indirdin olum o kadar 60 GB?- Film, anne.
Allahtan ne filmi olduğunu sormadı. Sevindim o an 2.5 saniye. Ağlamaklı oldu kadın. Çıldırdı. Haliyle 2.5 saniyelik sevincim sona erdi. Annem küfür faslına geçecekti ki tam o sırada telefon çaldı. Arayan Recebimdi. Az önce verdiği yanlış bilgi için özür diliyor, 6 GB'ı aşan kullanımlarda sabit ücrete (sınırsız faturası gibi) dönüldüğünü, yani 6 GB da 60 GB da kota aşımı olsa 56 lira ödeyeceğimi söylüyordu.- Ne diyorsun sen Recebim, doğru mu bu dediklerin? Ne kadar ödicez, doğru söyle taşak geçmiyosun dimi?- Hayır efendim. 56 lira fatura ödeyeceksiniz. Tekrar özür diliyorum. Başka bi isteğiniz, sormak istediğiniz bir şey var mı?- Yok kurbanolduğum, bokunuyidiğim ne isteyim daha senden. Nerde oturuyon sen? Geleyim bi kilo baklava alıp ayaaana bacağına masaj yapayım kucak dansı yapayım yiğidim!
demedim tabi. Soğukkanlıymış gibi, sanki 540 lira da ödesem bana koymicakmş, 56 liraya sevinmemişim gibi ciddiyetle teşekkür ettim kapattım telefonu.OHHHHHHHHHHHHHHHHHHH !YARIM SAAT AKSİYON YARATTIN, CEHENNEMDEN MANZARALAR, İŞTE "O AN" RESİMLERİ GÖSTERDİN BANA İRECEP. ÖDÜMÜ BOKUMA KARIŞTIRDIN AĞZINA SIÇAYIM EMİ!
ağzına sıçayım senin armağan
Efendim ben Armağan ismini sevmem. Armağan gördüm mü küfrederim, fırsat bulursam Armağan ismindeki insanları döverim. Neden mi? Dur anlatıyımBundan seneler evvel 7 yaşındaydım. Evet seneler evvel 7 yaşındaydım ve 7 yaşındaki her çocuk gibi biraz aptal, biraz salak, biraz da maldım ama yine de süperdim. Babam pölis olduğundan mütevellit (annem de hemşire) (devlet çocuğuyum lan ben!) pölis locmanlarında oturuyorduk ve benim tüm sosyal çevrem pölis çocuklarından oluşuyordu. Aaa ne güzel diyenleri duyar gibiyim. Evet sanal tutucularım bu lojmanda yaşama durumunun diğerlerine göre +ları olsa da, etrafı duvar ve dikenli tellerle çevrilmiş bile olsa lojmanda oturmak hayatın gerçekleriyle yüzleşmenize engel değil, geciktirici sprey görevi görüyor sadece. Neyse konuyu dağıtmayalım bizim apartumanda benden 1 yaş büyük 2 arkadaşım vardı: Armağan(yanlış anlaşılmasın erkek bu) ve Mustafa. Bu 2 karakter resmen özellikle yaratılmış ve kaderleri o apartumanın çocuğu olmak üzere kesiştirilmiş gibiydi. Önce kahramanlarımız tanıyalım...
Armağan: yer elması, esmer, 1 metre 30 cm, 3.5 yaşından beri vücut geliştirme yapıyor ve yımırta gibi pazulara sahip, adanalı, kolpacı mı kolpacı, piç mi piç bi eleman, asli görevi palavra, yalan, dolan, feleğin çemberinden geçmiş daha 8 yaşında bir göt.Mustafa: Kırşehirli, saf mı saf, benden daha saf, cin gibi gözleri var (ironik), bunun da kafası yımırta gibi doğumdan mı neyse artık sipsivri, asli görevi arkadaşlarını anne babalarına ispiyonlamak, kendinden küçüklerden bile (ben dahil) dayak yiyip anneeee diye zırlamak, akabinde kendini döveni dövdürmek.ve samançöpü: yakışıklı, 7 yaşında bir akademik kariyer abidesi, lojmanın en uslu en zeki ve en yakışıklı çocuğu olarak nam salmış, istisnasız her kız bir köşe tutmuş, kendisi için samanım da samanım diye türkü yakıyor, o zamanlardan yere bakan yürek yakan yağız bir delikanlı olacağı belli bi üstinsan. Siker atar diyim ben sana...Aramızdaki 1 yaş farkı sebebiyle ben pedagojik gelişim açısından hep geriden takipteyim, her türlü hinliği 1 sene geriden takip ediyorum elemanlara göre. Öyle demeyin üstadım 7 ile 8 yaş arasında dağlar kadar tecrübe farkı var. Hikayeye gelirsek; bu Armağan götü bi gün biz kaldırım taşları arasındaki kertenkeleleri avlamak için gezinirken palavranın allahını attı.- Oolum benim dayımın pejo arabası var, 600 yapıo lan!Bak bak bak bak bak sen göte bak, şerefsize. O zamanlar Peugeot otomobiller türkiyede duyulmamış bile. En azından 0-12 yaş grubu arasında. Ohaaaaaaa dedim gayrı ihtiyari. Armağan ısrarla devam etti:- Ooolum araba mermi gibi gidiyo lan kapıları yukarı doğru açılıyo. 600 diyorum lan 600
Ben tabi 7 yaşında bi çocuk olarak olarak sindiremedim bunu, onların çapulcu dayısının arabasının bizim daha yesyeni gıcırı eskimemiş 92 model arabamızdan 2 kat daha fazla hız yapıyor olması beni çok rahatsız etmişti. Armağan'ın götlüğünü hesaba katarak kolpaladığına kanaat getirdim ve kendimi de rahatlatmak için inandığım o cansimidi düşüncemle derhal itiraz ettim:- Lan bizim araba bile 200 yapıyo olum 200den hızlı araba yok yuh mal mısın!Mustafaların arabası yoktu ve mustafa arabalara hep çok büyük bir hevesle bakmıştı. Her fırsatta komşuların arabalarına biner, direksiyonu tutarken kalp krizinden gidecek kadar heyecanlanırdı. Apartmanda arabası olmayan 2 aileden biriydi Mustafalar. Bu konularda yılların ezikliğinin acısını çıkarma fırsatı bulmuş olmalı ki armağana destek çıktı piç gibi:- Doğru söylüyo olum ben bi kere bindim dayısının arabasına 600 yazıyodu. Kapıları da yukarıya doğru açılıyo lan!- Çüşş!!!
Mustafa da aynı şeyi söyleyince mecburen inanmış, şok olmuştum. Nefesim daralmıştı adeta. Kimsenin arabası bizen hızlı olamazdı. Hemen eve doğru koştum.- Babaaaaa ! Babaaaa! Anne, babam nerde?- İçerde oğlum n'oldu?- Deh dur. Babaaaaaa bizim arabayı sat pejo diye bi araba varmış ondan al.- Niye oğlum? Daha yeni aldık arabayı.- Armağan'ın dayısının pejosu varmış 600 yapıyomuş kapıları da böyle yukarı doğru açılıyomuş o geleceğe dönüşteki araba gibi. Baba süper dimi?
Babamın karşısına dikilmiş en saf, en heyecanlı halimle ağzından çıkacak "tamam oğlum 600se hemen alalım senin daşşağın sağolsun yaa hahahaaha giyin hadi galeriye gidelim" cümlesini bekliyordum boynuna sarılmak için. Ama sonra farkettim ki babamın bakışları değişmiş, sinirli sinirli bana doğru yönelmişti.- Hassiktirsin pezevenk uçak mı lan bu. Armağan mı anlattı sana bunu?- Evet baba.- Göt Armağan! Orsbu çocuuu!!!- Bi de küfür mü öğrendin sen! Vay eşşoleşşek vay.. Milletin bacak kadar çocuğu anlatıyo türlü türlü yalan bizimkiler de inanıyo! Allahın beyinsizi! Yürü odana gözüm görmesin seni! ***Gözlerim doldu, kendimi çok aptal hissettim. Armağan denen o pigme babamın karşısında beni küçük düşürmüştü. O günden sonra tüm armağanlardan nefret ettim, hala de ediyorum. bugün Yarebbül alemin bi fırsat verse karşıma çıkarsa Armağan'ı, kafasına vura vura toprağa gömerim, Ağzına burnuna kertenkele kuyrukları sokarım. Hunharca tekmeler öldürürüm. Yeminle! Mını ırzını siktiğimin gavatı.
Cedricçöpü: Gerçek şu ki 7 yaşındaysanız ve kolpacı bir arkadaşınız varsa hayat gerçekten çok zor olabiliyor.
efendim, samançöpü ismi nerden geliyor? samançöpü nedir? çok merak ediyorsunuz ya(!) anlatayım...
Merhaba blogspot'un virtual social insanları! Bugün muhtemelen 1 kişinin bile okumayacağı bi bilogla kendimi sizlere tanıtmayı amaçladım. Evet lan, harbi böyle oldu. Sabah yataktan bi kalktım böyle -akşamdan kalmışım zaten- dedim ne yapayım; bari 1 kişinin bile okumayacağı bi bilogla kendimi sizlere tanıtmayı amaçlayayım. Kendimi tanıtmak derken, kendimi tanıtmak değil aslında mahlasımın nerden çıktığını anlatmak derdim. Zaten bu şekilde en uzunluğu değişmeyen, yazının içeriğine bağlı olarak yanlızca boy uzunluğu değişen dikdörtgenlere yazılacak x satırla tanıtamam kendimi kimseye, öyle özelim ben mesajı... Neyse efenim bu samançöpü olayı çok orjinal bi olay. Google'a aratın 2 farklı samançöpü göreceksiniz. Biri privatesözlük'te yazan bir eleman, diğerleri (açıkfutbol, bobiler falan) paso benim. Eleman benden çakma olabilir ama ben ondan çakma değilim garanti verebilirim ki. Açıklayacağım konuyu, bağlayabilirsem niyesini.Ben lisedeyken imam oğlu ama "rap"çi ve taşşak muhabbeti sağlam bi eleman vardı sınıfımızda. Onla deli muhabbetler falan yapardık okul sıralarındayken ki hala yapmaktayız sağolsun en sevdiğim elemanlardan biridir. Eleman bir gün dedi ki: "Samanım bana aşk acısını açıkla lan. Bi benzetmeyle, bi sesle, bi bakışla farketmez yeter ki açıkla mınakoyyim!Ben o sıralar 2 senedir uğruna köpek olduğum bi kızın deriiiiin acılarını çekmekteydim, ki şu sıralar aşk acısı çekmek çok saçma gelmekte ama n'olacak bilemiyorum tabi. Biraz düşünüp elemana cevap verdim:"Lan hani böyle sıçarsın da kıçını iyi yıkamazsın silmezsin ya böyle. Sonra da gün boyu bunu telafi edecek bi tuvalet bulamazsın, ya dışarıdasındır ya işin vardır meşgulsündür. Heh işte o zaman bi his olur kıçının lobları arasında samançöpü varmış gibi o batar durur böyle mal gibi ayıra ayıra yürürsün. Ve o seni gerçekten rahatsız eder, gerçekten eder ama o an böyle sokağın ortasında n'apıcanı bilemezsin. İşte o his lan. O insanı sikip atan çaresiz bırakan gayet normal fizyolojik bir ihtiyaç olan sıçmana (aynen sevmek gibi), kıçını silememene ( sevip sonlandıramamak, yürütememek) bin pişman eden seni oracıkta o kıçının arasına soktuğu samançöpüyle etkisiz hale getirip hayattan tiksindiren o his".işte o his samançöpü felsefesinin başlangıcıydı benim için... Lise 2'nin sonlarında bu kelamı etmiştim ve hayatımın ondan sonraki 2 yılını da bu felsefeyi geliştirme uğruna, aşkın varlığı ve aşkın yaratılma nedenleri uğruna harcadım:p. Bazı tatmin edici cevaplara ulaştım ve bu mahlası aldım sanal izleyicilerim. Artık aşkın götündeki samançöpü bendim...Bu neden aşık oluruz konusunda da ileride blog yazacağım ve çok tutacağına eminim ama şimdilik bu kadar başım ağrımakta. Samançöpünü sikiym (kendimi değil) bitti.
Merhaba blogspot'un virtual social insanları! Bugün muhtemelen 1 kişinin bile okumayacağı bi bilogla kendimi sizlere tanıtmayı amaçladım. Evet lan, harbi böyle oldu. Sabah yataktan bi kalktım böyle -akşamdan kalmışım zaten- dedim ne yapayım; bari 1 kişinin bile okumayacağı bi bilogla kendimi sizlere tanıtmayı amaçlayayım. Kendimi tanıtmak derken, kendimi tanıtmak değil aslında mahlasımın nerden çıktığını anlatmak derdim. Zaten bu şekilde en uzunluğu değişmeyen, yazının içeriğine bağlı olarak yanlızca boy uzunluğu değişen dikdörtgenlere yazılacak x satırla tanıtamam kendimi kimseye, öyle özelim ben mesajı...
Neyse efenim bu samançöpü olayı çok orjinal bi olay. Google'a aratın 2 farklı samançöpü göreceksiniz. Biri privatesözlük'te yazan bir eleman, diğerleri (açıkfutbol, bobiler falan) paso benim. Eleman benden çakma olabilir ama ben ondan çakma değilim garanti verebilirim ki. Açıklayacağım konuyu, bağlayabilirsem niyesini.
Ben lisedeyken imam oğlu ama "rap"çi ve taşşak muhabbeti sağlam bi eleman vardı sınıfımızda. Onla deli muhabbetler falan yapardık okul sıralarındayken ki hala yapmaktayız sağolsun en sevdiğim elemanlardan biridir. Eleman bir gün dedi ki: "Samanım bana aşk acısını açıkla lan. Bi benzetmeyle, bi sesle, bi bakışla farketmez yeter ki açıkla mınakoyyim!
Ben o sıralar 2 senedir uğruna köpek olduğum bi kızın deriiiiin acılarını çekmekteydim, ki şu sıralar aşk acısı çekmek çok saçma gelmekte ama n'olacak bilemiyorum tabi. Biraz düşünüp elemana cevap verdim:
"Lan hani böyle sıçarsın da kıçını iyi yıkamazsın silmezsin ya böyle. Sonra da gün boyu bunu telafi edecek bi tuvalet bulamazsın, ya dışarıdasındır ya işin vardır meşgulsündür. Heh işte o zaman bi his olur kıçının lobları arasında samançöpü varmış gibi o batar durur böyle mal gibi ayıra ayıra yürürsün. Ve o seni gerçekten rahatsız eder, gerçekten eder ama o an böyle sokağın ortasında n'apıcanı bilemezsin. İşte o his lan. O insanı sikip atan çaresiz bırakan gayet normal fizyolojik bir ihtiyaç olan sıçmana (aynen sevmek gibi), kıçını silememene ( sevip sonlandıramamak, yürütememek) bin pişman eden seni oracıkta o kıçının arasına soktuğu samançöpüyle etkisiz hale getirip hayattan tiksindiren o his".
işte o his samançöpü felsefesinin başlangıcıydı benim için... Lise 2'nin sonlarında bu kelamı etmiştim ve hayatımın ondan sonraki 2 yılını da bu felsefeyi geliştirme uğruna, aşkın varlığı ve aşkın yaratılma nedenleri uğruna harcadım:p. Bazı tatmin edici cevaplara ulaştım ve bu mahlası aldım sanal izleyicilerim. Artık aşkın götündeki samançöpü bendim...
Bu neden aşık oluruz konusunda da ileride blog yazacağım ve çok tutacağına eminim ama şimdilik bu kadar başım ağrımakta. Samançöpünü sikiym (kendimi değil) bitti.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)