17 Aralık 2010 Cuma

yeni facebook görünümüne geçmek ister misin?



Demin feysbuka girdim. Gene dizayn değiştirmişler. Yeni feysbuka geçmek ister misin diyor. Hayır istemem. İstemiyorum. Feysbuk bunu her sene yapıyor neredeyse. Hiç istemiyorum. Önceleri politika olarak geçmek ister misin diye soruyorlar. Ama eminim ki en geç 2 ay sonra mecburen herkes geçecek. Daha önce de böyle yaptılar. Mecbur kalmadıkça değişmek istemiyorum. Başkası beni ölümüne zorlayıp alternatif bırakmadığında değişmek bana daha kolay geliyor. Yeniye hiç hevesim yok.
Ben değişimi hakkatten sevmiyorum. Soyut anlamda olduğum yerde olduğum gibi ölene kadar kalmak istiyorum. Ben eskiden beri süregelenle çok mutluyum. Bak eskiyle değil, şimdikiyle değil. Eskiden beri süregelenle diyorum. Present perfect tense. İngilizce'de bi tense ol deseler present perfect tense olurum. Ne anlatmaya çalıştığıma, ne olduğuma, ne işe yaradığıma, nerde başlayıp nerde bittiğime, past tense'ten ya da present perfect continuous tense'ten nerde ayrıldığıma anlam vermekte güçlük çekersiniz.Hatta anadilimizin farklı olduğu insan için sikimsonik biriyimdir. En sikko tense. Bunu ben başkayım beni herkes anlayamaz havalarına girmek için değil, doğduğumdan beri böyle olduğu için söylüyorum.
Hayatımın hiçbir devrinde radikal değişiklikler yapmadım. Bakkala giderken yürüdüğüm patikada bile her defasında aynı tümseğe bastım, hiç o büyük gömülü taşa basmadım.
Normalde 3 ayda bir değiştirilmesi gereken diş fırçasını 1 kez istisna durum hariç (aynı fırçadan 2 tane birden almıştım, rengi dokusu kokusu tamamen ayrı olunca nispeten daha kolay oldu alışma dönemi) hiç 3 ayda bir değiştiremedim. Her fırçamı neredeyse 6-7 ay kullandım. Ondan sonra zaten seks kölesi vaziyetine büründüler, annem aldı attı benden habersiz. Bu senin yeni fırçan dedi, diğerinin yerine koydu.
Her fırçayı annem 6-7 ay sonra farkedip de atana kadar kullandım. Çünkü 3 ay gibi uzun bir dönem mavi şeritli ortasında mavi kıllardan desen bulunan bir diş fırçası kullanan bir adamın 3 ayın sonunda sırf sikko temizlik tedbiri olsun diye o fırçadan kurtulup yerine kırmızı ya da yeşil şeritleri olan, kıllarının ortası kırmızı/yeşil desenli bi fırçaya geçmesi hiç de kolay değildir bence. En azından benim için.
Bilgisayarımda masaüstü simgelerim her formattan sonra aynı sırada olur. Bundan 10 sene önce de outlook'u soldan 2. sütunun en altına koyuyordum, hala öyle koyuyorum ve yerleri hiç değişmiyor. Lazım olur diye indirip kurduğum programlarımı masaüstünde yer işgal etmemesi için topladığım klasörün adı hala "ıvır zıvır".
Tırnaklarımı kesmeye hep işaret parmağımdan başlayıp başparmak-orta-yüzük-serçe diye devam ettim, ömrümde yaşadığım tüm tırnak kesme deneyimleri aynıydı.
Sevgilimle yürürken kesinlikle solumda yürümesine izin vermiyorum, sağımda yürümeyecekse onu kırmayacak şekilde el ele kol kola yürümemeye özen gösteriyorum.
Kot pantolon almak için gittiğim mağazada kotlar raflardaysa ya da tezgahtara istediğin kotu tarif etmek gereken bir ortamsa kesinlikle kot bakmadan oradan kaçıyorum. Tezgahtarlarla konuşmak hala en büyük stres kaynaklarımın başında geliyor. Kotlar askılarda olmalı, ben askıda bakmalıyım kota, kimse ilişmemeli. Bugüne kadar 10 kez kot almışımdır ama her gidişimde sanki ilk kezmiş gibi bedenimi bilmiyorum. Hep giy çıkar yoluyla buluyorum, tekrar keşfediyorum.
Sanırım corcik mi corcuk mu ne denilen şu fiyonklu ayakkabı çeşitinden nefret ediyorum. Yere düşmüş bayan saçından iğreniyorum dokunamıyorum. Aynı şekilde boncuklara da alerjim var dokunamıyorum. Nazar boncuğu bana nazar ettirmekten başka hiçbir işe yaramıyor, baktığımda saf nefret hissediyorum. Tiksinç bi obje. Takıdan nefret ediyorum. Kız da erkek de sadece saat takmalı. Yakışmıyor.
Hemen hemen 6 senedir 74-75 kilo ve 181 boyundayım.
Çorap giymeden uyuyamıyorum, çorapsız kendimi suyun içinde gibi hissediyorum yataktayken. Kesinlikle o yün olayı olmalı. Ama normal çorap değil, bilek çoraplar olmalı. Uzun çoraplarla da uyuyamam.
İlkokul 2. sınıftan beri 0,7 uç kullanıyorum.
Yemek esnasında lokmamı ağzıma alıp çiğnerken elimde boşta kalan çatal ya da kaşık artık ne varsa o an onu farkında olmadan aşağı yukarı hafif hafif sallıyorum, her lokmada hem de. Sevgilimden devamlı uyarı alıyorum ama değiştiremiyorum.
Mayonezle ya da hindistan ceviziyle zerre kadar teması olmuş herhangi bir yiyeceğin üzerine tükürmeye bile tenezzül etmiyorum. Uğraşıyorlar ama sevemiyorum.
Kullandığım 92 model arabanın fabrika çıkış özelliğidir ki: debriyaja sonuna kadar basılmadığı takdirde marş basmıyor, yani debriyajda basıldığında çalışan bir muşur var ve bu marş devresini tamamlıyor. Kısacası arabayı çalıştırmak için debriyaja basmak zorundayım. Ama her defasında çalıştırmadan önce vitesi boşa alıyorum. Aslında debriyaja hep bastığım için viteste de çalıştırabilirim ama hep boşa alıyorum.
Aynı anda hem çişim gelmiş hem susamışsam önce su içip sonra çişimi yapıyorum. Evet biyolojik olarak çok anlamsız ama öyle geliyor. Ben düz mantık bir insanım.
Yılda ortalama 80 kez Burger King'e gidiyorum. Ya Fish Royale ya da Big King yiyorum (Big King 70 falandır). Bi kez Steakhouse yedim onu da arkadaşım ısmarladı diye, hiç başka menü yemedim.
Mınakoyyim feysbuk. Gece gece. Yeni görünümünü istemiyorum. Siktir ol git.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder