20 Ekim 2010 Çarşamba

nasıl pileyboy oldum mu desem mirc'le tanışmam mı desem başlığa bilemedim

Samancıklarım, olmayan takipçiklerim, toppiklerim! Bugün hazır aklıma gelmişken mIRC dediğimiz (kimisi mırç da diyor) internet relay chat yani internet aktarmalı sohbet olayıyla ilk tanışıklığımı aktarayım size.
Günlerden bir gün,    ve yeni bilgisayar almış idim. Almak ki ne almak ama... Annem bilgisayar alacağının sözünü verdiği günden beri bir defter tutuyorum ve bu deftere duyduğum gördüğüm bütün internet adreslerini yazıyorum. O derece mala bağladım heyecandan. Hatırlıyorum listemde:
www.sana.com.tr (margarin olan)
www.showtv.net
www.kanald.com
www.arcelik.com.tr
...

falan böyle bir dolu boktan site adresi uzuyor gidiyordu sayfalarca. Hakkaten mal bi durum yani. Bilmiyoruz tabi o zamanlar arama motoru neyim olduğunu, arayınca çat diye çıkıcağını, adrese gerek olmadığını vs. O yüzden diyeceğim odur ki sizin google'ınız var   gençler!
Neyse uzatmayayım piiisii geldi kurdular masaüstüne, NFS'nin porscheli bi oyunu vardı onu da yüklediler gittiler. Ben 1 hafta kadar o oyunu oynadım gözümü kırpmadan, sonra arkadaşlardan internete bağlanmayı öğrendim acımadım bastım 146'dan bağlandım girdim. Defterdeki bütün adreslere teker teker girdim, margarin türlerini falan inceledim. Tursil matiğe falan bile bakıyorum o derece açım ve görmemişim internet denen olayı. Bilgisayarla ilk tanışıklığım 95 yılında annemin işyerinde oyunlar oynayarak olmuş ama internet denen olay bambaşka geliyor tabi onu bilmemişim 99'a kadar.
Listeyi teker teker gezip salam sucuk sosis bilimum şarküteri ürünlerine de baktıktan sonra www.mirc.com'a geldi sıra. Girdim baktım bi halt yok lan sitede! Ne bok yemeye yapmışlar bunu numarası ne acaba falan derken indirdim kurdum falan. Bi nick yazdım kendime ki şu an hatırlamıyorum ne olduğunu, muhtemelen leylek falan yazmışımdır boyuma gönderme olsun deyi (o dönem yaşıtlarımdan uzundum, şimdi 180 kaldık ortalama çük gibi).
Dalnet malnet derken bi odaya attım kendimi. Ulan ne güzel diyorum büssürü yabancı var. Herkese hello yazıyorum falan. Adamların yarısı ziklemiyor yarısı da asl? yazıyor. Ulan sorucam soramıyorum yeni olduğumu anlamasınlar, çocuk bu barzo lan demesinler diye. Neyse 10 kişi falan bu şekilde asl deyince gına geldi sorayım dedim nedir bu asl olayı diye. What is asl? dedim kadının birine (nicki angelina falandı). Cevap geldi:
ge, ex, ocation
Beni bi heyecan bastı mı lan! Bi alevler aldım mı! Ulan dedim internet gözünün yağını yiyeyim senin dakka bir gol bir. Sözlüğü açtım location'a baktım yer demek, sex'i zaten biliyoruz seks demek. Kadın bildiğin açık açık teklif ediyor, yaşın yerin de uygunsa et ete değsin mi yiğidim diyor! Eee age'e de 18'i çaktık mı tamamdır baboli yaa dedim al sana skor kaçar mı! Hemen bekletmiyim diye hızlı hızlı (olabildiğince) yazdım cevabını.
    , Yes, istanbul
- ...

Kadın cevap yazmadı. Dakka bir gol bir seks kölesi olma fırsatım suya düşmüştü ama neden bilmiyordum. Ağırdan mı satmalıydım kendimi, hemen evet demese miydim? Keder çöktü yüreğime. Yaktım sigarayı, dumanımı üfledim duvarlara. İçimden Turgut Uyar'ın dizeleri geçiyor:

Öyle işte. Sex'in cinsiyet anlamı olduğunu da öğrendikten sonra, yıllar sonra çözdüm olayı. İlk bu yaşadığım hüsran geldi aklıma. Playboy olayım derken playdough olmuştum. O gün kendi kendime yemin ettim. Ben pileyboy olucam, bu ingilizcenin de mınakoycam diye. İşte bu hale böyle geldim bebişlerim.
SON


: Playboyum deyip 22 yaşında seks hayatı olmadığını etikete açıklama olarak ekleyen yazar, bu blogu içine düştüğü çelişkili durumun farkında olarak yazmıştır.

17 Ekim 2010 Pazar

neden marjinalim rabbim neden? neden ben?

Çok canım sıkılıyor lan! Öyle böyle değil; adeta bir sik, daşşağından günışığına uzanan bir yarrak gibi 15 saattir şu ekrana bakıyorum hiçbir şey yapmadan. Zaten blog mlog da yazamıyorum şu sıralar ayrı bir sıkıntı daha. Sıçıyorum bakalım hayır olsun:
Bazen diyorum ki bu sıkıntılar, bu buhranlar, bu onulmazlıklar falan çocuklukta yaşadığım sendromlardan mı? Hani ne biliyim anne şefkatinden uzak, travmalarla dolu geçen çocukluğum... Böyle ebeveynlerim sevgisiz büyüttü, hiçbir zaman istediğim kadar çikolata yiyemedim falan. Paşa dedemin oyun oynarken diğer fakir çocuklardan bit kapmayayım diye konağın dışına çıkmama izin vermeyişi, akabinde halayıklarımızın paşa dedemden gizli gizli beni dışarı çıkartıp diğer normal çocuklar gibi fakir fakir oynamam. O paçama ilk çamur bulaştığı an....
Çocukluğuma dair hatırladığım en önemli travmalardan biri de babamın maddi sıkıntılarını atlatmak, borçlarını ödeyebilmek için Yorkshire'daki 138 banyolu malikanemizden İstanbul Boğazı'nda denize nazır yalnızca 5 banyolu konağa taşınmamız. Yeni evimizdeki müzik odama bir piyano ile bir bateriyi ancak sığdırışım, 18 ayar altından musluklarımızın tüm ellerime allerjik etkisi (doktorum kesinlikle 24 ayardan aşağısına dokunmamam konusunda uyarmıştı)... The Great Gatsby ile komşu iken, Sezen Aksu, Ajda Pekkan falan gibi isimlerle, 2. sınıf sonradan zengin türkücülerle komşu oluvermiştik birden. Dün gibidir o güz günü eşyalarımızı kutulara koyup anılarımızı koca malikanenin beyaz duvarları arasında kaybolmaya terkedişimiz, tıpkı bir eylül günü uçuşan umarsız çınar yaprakları gibi - sheakspeare'in dediği gibi ...
İz bırakmış galiba bunlar bende, deriin yaralar açmış bu Kocaeli'nin en önde gelen playboylarından biri olan benliğimde, o süpersonik karakterimde. Ya da problem çocukluğumda değil mi yoksa.... Yoksa şu an bi  mı geçiriyorum? Hep olmak istediğim ama bir türlü olamadığım sıradan insan olma çabalarım, akabinde başarısızlıklarım. Sırf sizin aranıza inmek, bir Bülent Ersoy gibi bir pedro jr gibi megolomania ve itici bir sui/self-mania karışımı elitçik olmamak adına, halkın arasına karışmak adına endüstri mühendisi olmayı seçti bu bünye. Fransa'ya falan kral olmak varken hem de! Ama gel gör ki, kumaşımdan mıdır nedir yine sıyrıldım bir şekilde aranızdan. Farklı olmak mutsuz olmak demekmiş. Yüce İsa! "Tamam belki bir İsa değil ama gerçek bir centilmen gibi konuşuyor" dediğinizi duyar gibiyim uzaklardan...
P.S: I love you bebişlerim. Riyılliiy.

ödüm bokuma karıştı

Tutankamonlarım, canlarımın içi! Bilseniz şu son yarım saatte neler yaşadım, ah bir bilseniz! Yemin ediyorum kıçımdan akan terin haddi hesabı yok. Oturduğum yerde iz bıraktım, o derece... Çöm hele karşıma anlatayım:
Geçen ay Smile ADSL 4gb kotalı internet bağlatmış bizimkiler İstanbul'daki eve (ben Kocaeli'de yaşıyorum normalde, yazları geliyorum İstanbul'a). Herneyse efendim, ilk 3 ay bedava falan dedi kardeşim bana. Ben de Allah ne verdiyse dayandım torrente sömürüyorum. Temmuz ayına ait fatura geldi, çatank "42 LİRA"! Noluyo mınakoyyim demeye kalmadan bir baktım o 42 lira kota aşım ücretiymiş, 5 GB kotayı aşmışız. Meğerse sadece aylık sabit 4 GB kullanım ücreti beleşmiş.
Sonra benim aklımda ağzına sıçtığımın ampulunün biri bir yandı. Dur lan dedim kontrol edeyim ağustos kullanımım ne kadar diye, baktım netten. NIIIIRININIIIIIIIIIIIIIIIIIIIIIIIIM
60 GB Download
Ananıskiii dedim. Müşteri hizmetlerini aradım nası faturalandırdığına dair bilgi alayım GB başı kota aşım ücreti nedir ne değildir diye. RECEP diye bir mal çıkmaz mı karşıma! Derdimi anlattım, "60 GB kullanımım var fazladan" dedim. "Ne kadar gb başı?"
NIRININIIIIIIIIIIIIIIIM
9TL
Daşşağımdan aşşağı kaynar sular döküldü Recebim ne diyosun sen yaa ANANI AVRADINI SKİİİ 540 LİRA FATURA MI GELECEK LAN?
-Evet efendim.
-Recep halledemez miyiz bunu aramızda olum babam ağzıma gani gani sıçar valla. Sınırsıza falan çevirsek?
- Ertesi ay 540+sınırsız ücreti ödersiniz efendim.
- Efendini sikeyim göööt!

dedim içimden.
- Teşekkür ederim

Babamın kıçıma sokacağı yağlı kazıkları meşeden mi gürgenden mi yapacağını düşünerek oturma odasından mutfağa doğru koridorda ilerledim. Koridor bitmek bilmiyordu. Hayatımın en uzun koridoruydu....
- Anne kotayı aşmışız 540 lira fatura gelcek.
- Heh! Gelmişken şu kavanozu yukarıya koysana boyum ermiyor.
- Anne 540 lira fatura gelcek internete.
- Neeeeeeeeeeeeeeeeeeeeeeeeeeeeeeee??!?!?!
- Vallaha da billaha da 3 ay ücretsiz sanıyodum. 60 GB kotayı aşmışım.
- Ne indirdin olum o kadar 60 GB?
- Film, anne.

Allahtan ne filmi olduğunu sormadı. Sevindim o an 2.5 saniye. Ağlamaklı oldu kadın. Çıldırdı. Haliyle 2.5 saniyelik sevincim sona erdi. Annem küfür faslına geçecekti ki tam o sırada telefon çaldı. Arayan Recebimdi. Az önce verdiği yanlış bilgi için özür diliyor, 6 GB'ı aşan kullanımlarda sabit ücrete (sınırsız faturası gibi) dönüldüğünü, yani 6 GB da 60 GB da kota aşımı olsa 56 lira ödeyeceğimi söylüyordu.
- Ne diyorsun sen Recebim, doğru mu bu dediklerin? Ne kadar ödicez, doğru söyle taşak geçmiyosun dimi?
- Hayır efendim. 56 lira fatura ödeyeceksiniz. Tekrar özür diliyorum. Başka bi isteğiniz, sormak istediğiniz bir şey var mı?
- Yok kurbanolduğum, bokunuyidiğim ne isteyim daha senden. Nerde oturuyon sen? Geleyim bi kilo baklava alıp ayaaana bacağına masaj yapayım kucak dansı yapayım yiğidim!

demedim tabi. Soğukkanlıymış gibi, sanki 540 lira da ödesem bana koymicakmş, 56 liraya sevinmemişim gibi ciddiyetle teşekkür ettim kapattım telefonu.
OHHHHHHHHHHHHHHHHHHH !
YARIM SAAT AKSİYON YARATTIN, CEHENNEMDEN MANZARALAR, İŞTE "O AN" RESİMLERİ GÖSTERDİN BANA İRECEP. ÖDÜMÜ BOKUMA KARIŞTIRDIN AĞZINA SIÇAYIM EMİ!

ağzına sıçayım senin armağan

Efendim ben Armağan ismini sevmem. Armağan gördüm mü küfrederim, fırsat bulursam Armağan ismindeki insanları döverim. Neden mi? Dur anlatıyım
Bundan seneler evvel 7 yaşındaydım. Evet seneler evvel 7 yaşındaydım ve 7 yaşındaki her çocuk gibi biraz aptal, biraz salak, biraz da maldım ama yine de süperdim. Babam pölis olduğundan mütevellit (annem de hemşire) (devlet çocuğuyum lan ben!) pölis locmanlarında oturuyorduk ve benim tüm sosyal çevrem pölis çocuklarından oluşuyordu. Aaa ne güzel diyenleri duyar gibiyim. Evet sanal tutucularım bu lojmanda yaşama durumunun diğerlerine göre +ları olsa da, etrafı duvar ve dikenli tellerle çevrilmiş bile olsa lojmanda oturmak hayatın gerçekleriyle yüzleşmenize engel değil, geciktirici sprey görevi görüyor sadece. Neyse konuyu dağıtmayalım bizim apartumanda benden 1 yaş büyük 2 arkadaşım vardı: Armağan(yanlış anlaşılmasın erkek bu) ve Mustafa. Bu 2 karakter resmen özellikle yaratılmış ve kaderleri o apartumanın çocuğu olmak üzere kesiştirilmiş gibiydi. Önce kahramanlarımız tanıyalım...

Armağan: yer elması, esmer, 1 metre 30 cm, 3.5 yaşından beri vücut geliştirme yapıyor ve yımırta gibi pazulara sahip, adanalı, kolpacı mı kolpacı, piç mi piç bi eleman, asli görevi palavra, yalan, dolan, feleğin çemberinden geçmiş daha 8 yaşında bir göt.
Mustafa: Kırşehirli, saf mı saf, benden daha saf, cin gibi gözleri var (ironik), bunun da kafası yımırta gibi doğumdan mı neyse artık sipsivri, asli görevi arkadaşlarını anne babalarına ispiyonlamak, kendinden küçüklerden bile (ben dahil) dayak yiyip anneeee diye zırlamak, akabinde kendini döveni dövdürmek.
ve samançöpü: yakışıklı, 7 yaşında bir akademik kariyer abidesi, lojmanın en uslu en zeki ve en yakışıklı çocuğu olarak nam salmış, istisnasız her kız bir köşe tutmuş, kendisi için samanım da samanım diye türkü yakıyor, o zamanlardan yere bakan yürek yakan yağız bir delikanlı olacağı belli bi üstinsan. Siker atar diyim ben sana...
Aramızdaki 1 yaş farkı sebebiyle ben pedagojik gelişim açısından hep geriden takipteyim, her türlü hinliği 1 sene geriden takip ediyorum elemanlara göre. Öyle demeyin üstadım 7 ile 8 yaş arasında dağlar kadar tecrübe farkı var. Hikayeye gelirsek; bu Armağan götü bi gün biz kaldırım taşları arasındaki kertenkeleleri avlamak için gezinirken palavranın allahını attı.
- Oolum benim dayımın pejo arabası var, 600 yapıo lan!
Bak bak bak bak bak sen göte bak, şerefsize. O zamanlar Peugeot otomobiller türkiyede duyulmamış bile. En azından 0-12 yaş grubu arasında. Ohaaaaaaa dedim gayrı ihtiyari. Armağan ısrarla devam etti:
- Ooolum araba mermi gibi gidiyo lan kapıları yukarı doğru açılıyo. 600 diyorum lan 600

Ben tabi 7 yaşında bi çocuk olarak olarak sindiremedim bunu, onların çapulcu dayısının arabasının bizim daha yesyeni gıcırı eskimemiş 92 model arabamızdan 2 kat daha fazla hız yapıyor olması beni çok rahatsız etmişti. Armağan'ın götlüğünü hesaba katarak kolpaladığına kanaat getirdim ve kendimi de rahatlatmak için inandığım o cansimidi düşüncemle derhal itiraz ettim:
- Lan bizim araba bile 200 yapıyo olum 200den hızlı araba yok yuh mal mısın!
Mustafaların arabası yoktu ve mustafa arabalara hep çok büyük bir hevesle bakmıştı. Her fırsatta komşuların arabalarına biner, direksiyonu tutarken kalp krizinden gidecek kadar heyecanlanırdı. Apartmanda arabası olmayan 2 aileden biriydi Mustafalar. Bu konularda yılların ezikliğinin acısını çıkarma fırsatı bulmuş olmalı ki armağana destek çıktı piç gibi:
- Doğru söylüyo olum ben bi kere bindim dayısının arabasına 600 yazıyodu. Kapıları da yukarıya doğru açılıyo lan!
- Çüşş!!!

Mustafa da aynı şeyi söyleyince mecburen inanmış, şok olmuştum. Nefesim daralmıştı adeta. Kimsenin arabası bizen hızlı olamazdı. Hemen eve doğru koştum.
- Babaaaaa ! Babaaaa! Anne, babam nerde?
- İçerde oğlum n'oldu?
- Deh dur. Babaaaaaa bizim arabayı sat pejo diye bi araba varmış ondan al.
- Niye oğlum? Daha yeni aldık arabayı.
- Armağan'ın dayısının pejosu varmış 600 yapıyomuş kapıları da böyle yukarı doğru açılıyomuş o geleceğe dönüşteki araba gibi. Baba süper dimi?

Babamın karşısına dikilmiş en saf, en heyecanlı halimle ağzından çıkacak "tamam oğlum 600se hemen alalım senin daşşağın sağolsun yaa hahahaaha giyin hadi galeriye gidelim" cümlesini bekliyordum boynuna sarılmak için. Ama sonra farkettim ki babamın bakışları değişmiş, sinirli sinirli bana doğru yönelmişti.
- Hassiktirsin pezevenk uçak mı lan bu. Armağan mı anlattı sana bunu?
- Evet baba.
- Oğlum sen salak mısın  600le giden araba mı olur!
- Göt Armağan! Orsbu çocuuu!!!
- Bi de küfür mü öğrendin sen! Vay eşşoleşşek vay.. Milletin bacak kadar çocuğu anlatıyo türlü türlü yalan bizimkiler de inanıyo! Allahın beyinsizi! Yürü odana gözüm görmesin seni! ***
Gözlerim doldu, kendimi çok aptal hissettim. Armağan denen o pigme babamın karşısında beni küçük düşürmüştü. O günden sonra tüm armağanlardan nefret ettim, hala de ediyorum. bugün Yarebbül alemin bi fırsat verse karşıma çıkarsa Armağan'ı, kafasına vura vura toprağa gömerim, Ağzına burnuna kertenkele kuyrukları sokarım. Hunharca tekmeler öldürürüm. Yeminle! Mını ırzını siktiğimin gavatı.

Cedricçöpü: Gerçek şu ki 7 yaşındaysanız ve kolpacı bir arkadaşınız varsa hayat gerçekten çok zor olabiliyor.

efendim, samançöpü ismi nerden geliyor? samançöpü nedir? çok merak ediyorsunuz ya(!) anlatayım...

Merhaba blogspot'un  insanları! Bugün muhtemelen 1 kişinin  bile okumayacağı bi bilogla kendimi sizlere tanıtmayı amaçladım. Evet lan, harbi böyle oldu. Sabah yataktan bi kalktım böyle -akşamdan kalmışım zaten- dedim ne yapayım; bari 1 kişinin bile okumayacağı  bi bilogla kendimi sizlere tanıtmayı amaçlayayım. Kendimi tanıtmak derken, kendimi tanıtmak değil aslında mahlasımın nerden çıktığını anlatmak derdim. Zaten bu şekilde en uzunluğu değişmeyen, yazının içeriğine bağlı olarak yanlızca boy uzunluğu değişen dikdörtgenlere yazılacak x satırla tanıtamam kendimi kimseye, öyle özelim ben mesajı... 
Neyse efenim bu samançöpü olayı çok orjinal bi olay. Google'a aratın 2 farklı samançöpü göreceksiniz. Biri privatesözlük'te yazan bir eleman, diğerleri (açıkfutbol, bobiler falan) paso benim. Eleman benden çakma olabilir ama ben ondan çakma değilim garanti verebilirim ki. Açıklayacağım konuyu, bağlayabilirsem niyesini.
Ben lisedeyken imam oğlu ama "rap"çi ve taşşak muhabbeti sağlam bi eleman vardı sınıfımızda. Onla deli muhabbetler falan yapardık okul sıralarındayken ki hala yapmaktayız sağolsun en sevdiğim elemanlardan biridir. Eleman bir gün dedi ki: "Samanım bana aşk acısını açıkla lan. Bi benzetmeyle, bi sesle, bi bakışla farketmez yeter ki açıkla mınakoyyim!
Ben o sıralar 2 senedir uğruna köpek olduğum bi kızın deriiiiin acılarını çekmekteydim, ki şu sıralar aşk acısı çekmek çok saçma gelmekte ama n'olacak bilemiyorum tabi. Biraz düşünüp elemana cevap verdim:
"Lan hani böyle sıçarsın da kıçını iyi yıkamazsın silmezsin ya böyle. Sonra da gün boyu bunu telafi edecek bi tuvalet bulamazsın, ya dışarıdasındır ya işin vardır meşgulsündür. Heh işte o zaman bi his olur kıçının lobları arasında samançöpü varmış gibi o batar durur böyle mal gibi ayıra ayıra yürürsün. Ve o seni gerçekten rahatsız eder, gerçekten eder ama o an böyle sokağın ortasında n'apıcanı bilemezsin. İşte o his lan. O insanı sikip atan çaresiz bırakan gayet normal fizyolojik bir ihtiyaç olan sıçmana (aynen sevmek gibi), kıçını silememene ( sevip sonlandıramamak, yürütememek) bin pişman eden seni oracıkta o kıçının arasına soktuğu samançöpüyle etkisiz hale getirip hayattan tiksindiren o his".
işte o his samançöpü felsefesinin başlangıcıydı benim için... Lise 2'nin sonlarında bu kelamı etmiştim ve hayatımın ondan sonraki 2 yılını da bu felsefeyi geliştirme uğruna, aşkın varlığı ve aşkın yaratılma nedenleri uğruna harcadım:p. Bazı tatmin edici cevaplara ulaştım ve bu mahlası aldım sanal izleyicilerim. Artık aşkın götündeki samançöpü bendim...
Bu neden aşık oluruz konusunda da ileride blog yazacağım ve çok tutacağına eminim ama şimdilik bu kadar başım ağrımakta. Samançöpünü sikiym (kendimi değil) bitti.