Çok canım sıkılıyor lan! Öyle böyle değil; adeta bir sik, daşşağından günışığına uzanan bir yarrak gibi 15 saattir şu ekrana bakıyorum hiçbir şey yapmadan. Zaten blog mlog da yazamıyorum şu sıralar ayrı bir sıkıntı daha. Sıçıyorum bakalım hayır olsun:
Bazen diyorum ki bu sıkıntılar, bu buhranlar, bu onulmazlıklar falan çocuklukta yaşadığım sendromlardan mı? Hani ne biliyim anne şefkatinden uzak, travmalarla dolu geçen çocukluğum... Böyle ebeveynlerim sevgisiz büyüttü, hiçbir zaman istediğim kadar çikolata yiyemedim falan. Paşa dedemin oyun oynarken diğer fakir çocuklardan bit kapmayayım diye konağın dışına çıkmama izin vermeyişi, akabinde halayıklarımızın paşa dedemden gizli gizli beni dışarı çıkartıp diğer normal çocuklar gibi fakir fakir oynamam. O paçama ilk çamur bulaştığı an....
Çocukluğuma dair hatırladığım en önemli travmalardan biri de babamın maddi sıkıntılarını atlatmak, borçlarını ödeyebilmek için Yorkshire'daki 138 banyolu malikanemizden İstanbul Boğazı'nda denize nazır yalnızca 5 banyolu konağa taşınmamız. Yeni evimizdeki müzik odama bir piyano ile bir bateriyi ancak sığdırışım, 18 ayar altından musluklarımızın tüm ellerime allerjik etkisi (doktorum kesinlikle 24 ayardan aşağısına dokunmamam konusunda uyarmıştı)... The Great Gatsby ile komşu iken, Sezen Aksu, Ajda Pekkan falan gibi isimlerle, 2. sınıf sonradan zengin türkücülerle komşu oluvermiştik birden. Dün gibidir o güz günü eşyalarımızı kutulara koyup anılarımızı koca malikanenin beyaz duvarları arasında kaybolmaya terkedişimiz, tıpkı bir eylül günü uçuşan umarsız çınar yaprakları gibi - sheakspeare'in dediği gibi ...
İz bırakmış galiba bunlar bende, deriin yaralar açmış bu Kocaeli'nin en önde gelen playboylarından biri olan benliğimde, o süpersonik karakterimde. Ya da problem çocukluğumda değil mi yoksa.... Yoksa şu an bi multiple personality disorder mı geçiriyorum? Hep olmak istediğim ama bir türlü olamadığım sıradan insan olma çabalarım, akabinde başarısızlıklarım. Sırf sizin aranıza inmek, bir Bülent Ersoy gibi bir pedro jr gibi megolomania ve itici bir sui/self-mania karışımı elitçik olmamak adına, halkın arasına karışmak adına endüstri mühendisi olmayı seçti bu bünye. Fransa'ya falan kral olmak varken hem de! Ama gel gör ki, kumaşımdan mıdır nedir yine sıyrıldım bir şekilde aranızdan. Farklı olmak mutsuz olmak demekmiş. Yüce İsa! "Tamam belki bir İsa değil ama gerçek bir centilmen gibi konuşuyor" dediğinizi duyar gibiyim uzaklardan... P.S: I love you bebişlerim. Riyılliiy.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder